Hem temiz hem dürüst bir insanoğlu: KILIÇDAROĞLU
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Youtube paylaşım sitesine ilişkin, "Nitekim Maliye Bakanlığı bu konuda bir takibata girişmiş, mükellef olmamasına rağmen firmaya 30 milyon TL’lik vergi tahakkuku yapmıştır" dedi.
Bakan Yıldırım geçen hafta 'Bu ülkeyi Google mı yönetecek?" çıkışını yaparak sert bir tavır takınmıştı. Yıldırım, Youtube yasağı konusunda Google'ın üst mahkemeye gitmeyerek, Türkiye'yi muhatap almama yoluna gittiğini ifade etmişti.
İşte Yıldırım'ın açıklamasından satırbaşları:
Hukukun verdiği bir kararı yine hukuk yoluyla kaldırmamız gerekiyor. Bu evrensel bir kuraldır. Firma bu kuralı izlemek istemiyor.
Türkiye bir hukuk devletidir. Bu firma ne kadar büyük olursa olsun, bizi ilgilendirmez. Türk vatandaşı nasıl yargıya hukuka saygılıysa, bunların da aynı şekilde yargıya saygılı olmaları lazım.
Bunu yaparken aynı zamanda dedik ki, gelin Türkiye’de bir irtibat büronuz olsun, bir şubeniz olsun.
Türkiye’de faaliyet gösterip, reklam geliri elde edip de Türkiye’ye bir katkısı olmayan sitenin bu tutumunu devam ettirmesi, bu ülkenin geleceği için yemeyip içmeyip biriktirip vergi veren vatandaşlarımızı da fevkalade rahatsız etmektedir. Bunu da bu sitenin bilmesi lazım.
Maliye Bakanlığı firmaya 30 milyon TL’lik vergi tahakkuku yapmıştır.
Son günlerde Google’daki yavaşlama ise hiçbir şekilde Türkiye ile ilgili bir konu değildir. Burada da bir saptırma yapılıyor. Youtube'un belirli IP’lerden girişlerinin yasaklanmasının ardından, Youtube'u da devrelan Google bazı IP numaralarıyla kendi IP numaralarını birleştirdi.
Yasağı gündeme getirmek için özel bir gayret göstermektedir. Bu konunun mahkeme kararıyla bir ilişkisi yoktur.
YASALARA UYUN
Bizim çağrımız şudur. Gelin yetkililerle masaya oturun. Yasalara uyun, Türkiye bir hukuk devletidir. Yasalarımızın istediği şartları yerine getirin. Ondan sonra istediğiniz kadar yayınınıza devam edin.
'Ama ben bunları kabul etmem, ben küresel bir firmayım, bana kimse bir şey yapamaz' anlayışını devam ettirirseniz, kusura bakmayın Türkiye Cumhuriyeti yasalardan aldığı güçle gerekeni yapar.
20’den fazla ülkede bu paylaşım sitesinin şubesi var, yerli içeriği var. Oralarda vergi mükellefi, o ülkenin kanunlarına riayet ediyor. Bizim de istediğimiz diğer ülkelerde yaptığı işi bizim ülkemiz de yapsın.
VATANDAŞI MANİPÜLE ETMEYİN
Türk kullanıcıları manipüle ederek ve onlara acitasyon yaparak kimse bir yere varamaz. "İnterneti karartıyorlar, Google'ı kapatıyorlar" gibi bir iddiayı öne sürmek çok yanlış bir tutum ve bunu yapanları kınıyorum.
Kredi kartı borcunu ödemeyenlerin sayısı 2010 Nisan ayında yüzde 3,4 azalarak 63 bin 348'e inerken, ferdi kredi borcunu ödemeyenlerin sayısı ise yüzde 6,4 artarak 35 bin 977'ye çıktı.
Kredi kartı borcunu ödemeyenler ile gecikmeli ödeyenleri gösteren negatif nitelikli ferdi kredi ve kredi kartları sisteminde yer alan kişi sayısı, 2010 Nisan ayında, bir önceki aya göre yüzde 2 oranında yükselerek 99 bin 325'e yükseldi.
Merkez Bankası verilerine göre, 2010 Mart ayında, kredi kartları borcunu ödememiş kişi sayısı 65 bin 597, ferdi kredi borcunu ödememiş kişi sayısı 31 bin 807, ferdi kredi ve kredi kartları borçlarını ödememiş kişilerin toplamı da 97 bin 404 olmuştu.
Bu arada, 2010 yılının dört ayında bir kişinin aylar itibarıyla bir kez sayılması durumunda ferdi kredi borcunu ödememiş kişi sayısı 126 bin 543, kredi kartları borcunu ödememiş kişi sayısı 217 bin 709, ferdi kredi ve kredi kartları borçlarını ödememiş kişilerin toplamı 344 bin 252 olarak belirlendi.
-TOPLAM BORÇLU SAYISI 1 MİLYON 931 BİN 253 KİŞİ-
Bir kişinin tüm yıllar içinde bir kez sayılması durumuna göre, 2005 yılından bu yana ferdi kredi ve kredi kartları borçlarını ödememiş kişilerin sayısı 1 milyon 931 bin 253 oldu. Bu kişilerin 646 bin 74'i ferdi kredi borcunu, 1 milyon 285 bin 179'u da kredi kartı borcunu ödemeyenler oluşturdu.
Bir kişinin yıl içinde bir kez sayılması durumuna göre, 2005 yılından bu yana ferdi kredi ve kredi kartları borçlarını ödememiş kişilerin sayısı 2 milyon 125 bin 731 olarak belirlendi. Bu kişilerin 692 bin 828'i ferdi kredi borcunu, 1 milyon 432 bin 903'ü de kredi kartları borcunu ödemeyenlerden oluşuyor.
Bu kampanyaya çevre ödüllü öğrenciler de kumaş boyası ile yaptıkları bez torbalarla destek verdi. Ortaya çıkan tablo, herkesi umutlandırdı.
İzmir Büyükşehir Belediyesi, naylon ve plastik torba kullanımı yerine bez torba veya file kullanımını özendirmek için Çevre Haftası’nda “Naylon Poşete Hayır” projesi başlatarak İzmirlilere bilgilendirme broşürleri ile birlikte hem bez torba hem de çam fidanı armağan etti.
Bu projeyle birlikte naylon poşet kullanımını sınırlamayı, kağıt ve kumaş gibi diğer ürünlerin kullanımını teşvik etmeyi planladıklarını belirten İzmir Büyükşehir belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Yıldız Sezgin Yılmaz, etkinliklerin yıl boyunca süreceğini belirtti.
Plastik ham maddesi içeren naylon poşetlerin doğa için büyük bir kirlilik kaynağı olduğunu belirten Yılmaz, “Naylon poşetleri kullanırken, doğada yarattığı zararları bir anda görebilmemiz mümkün değil. Ama çöp sahalarında diğer çöpler çözünürken, plastiklerin 500 yıl, bin yıl doğada kaybolmadan kaldığını, bütün etrafımızdaki tel örgütlerin poşetle kaplandığını, otlayan hayvanların poşetleri yiyerek zarar gördüğünü, deniz kenarındaki kuşların bile poşetleri yiyerek öldüğünü biliyoruz.
Bu nedenle hem kamuoyu oluşturmak, halkın bilinçlenmesini sağlamak, hem de yasal çerçevede alınacak önlemler için bir altlık oluşturmak amacıyla Dünya Çevre Haftası etkinlikleri kapsamında böyle bir kampanya başlattık. Sembolik olarak 10 bin adet bez torba dağıttık” diye konuştu.
“ÇOCUKLARDAN EN GÜZEL ÇEVRE MESAJI”
Çok sayıda çevre ödülü sahibi Karşıyaka İlköğretim Okulu öğrencileri de İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni başlattığı “Naylon Poşete Hayır” projesine, el emeği göz nuru bez torbalarıyla katıldı. İzmir Büyükşehir Belediyesi önünde kumaş boyası ile yaptıkları bez torbalarla naylon poşetin zararlarına dikkat çeken öğrenciler “doğayı hep birlikte koruyalım” mesajı verdi. Çocukların yaptığı bez torbalar büyük ilgi gördü.
BİN YILDA YOK OLUYOR
Naylon poşetler doğada 400 ile 1000 yıl arasında yok oluyor. Bunların sadece yüzde 1’i geri dönüştürülüyor, yüzde 99’u doğada kalıyor. Araştırmalara göre, Türkiye’de yılda bir kişi ortalama 312 adet poşet kullanıyor.
Dünyanın birçok yerinde kullanımları yasaklanmış olan naylon poşetler ağaçların dallarında sallanıyor, nehirleri kirletiyor, çitlerde asılı kalıyor, kanalizasyonları tıkıyor, orman yangınlarına, hayvanların boğazlarını tıkayıp boğularak ölmelerine neden oluyor.
Daha yüksek kalp hastalıkları riski! Eğer siz de bu tür içecekleri, normal ya da diyet fark etmez, günde bir şişeden fazla içiyorsanız onlardan birisiniz demektir. Neden? Çünkü günde bir şişeden fazla soda içmek, kalp hastalığına yol açan risk faktörlerini yükseltmek demek!
SAĞLIKSIZ ALIŞKANLIK
Bu durum aslında, sorunların oluşturduğu büyük bir çığla ilintili... Bunların arasında; yüksek tansiyon, kan şekeri ve trigliseridin yanı sıra yağlanmış göbek ve düşük düzeyde iyi kolesterol de var. (Bu problemlerin bütününe genellikle metabolik sendrom adı veriliyor.) Peki, sodada bu kadar zararlı ne var? Aslında hiçbir şey olmayabilir. Belki de sık sık soda içen insanların başka sağlıksız alışkanlıkları vardır. Şeker ve cips gibi... Ya da egzersizlere boş vermek gibi... Yine de hem diyet hem de normal sodada vücudunuz için zararlı ( renklendirici ya da tatlandırıcı) bir madde olabilir.
HİÇBİR ŞEY SUYUN YERİNİ TUTAMIYOR!
Soda içmeyi seviyorsanız, bir şişe açmadan önce kendi kendinize sağlık kontrolü yapın. Tansiyonunuzu yükseltecek, kan şekerinizi, trigliserid oranınızı, bel kalınlığınızı ya da kolesterolünüzü yükseltecek başka bir şey yapmadığınızdan emin olun. Ayrıca, sizi ayıltacak bir şeyler içmek istediğinizde soda yerine çay ya da kahve için. Sıcak ya da buzlu, her ikisi de kalp sağlığını koruyan antioksidanlarla yüklüdür. Ve tabii ki, en büyük susuzluğu gidermek için, hiçbir şeyin suyun yerini tutamayacağını unutmayın
Kral’ın atalarını İstanbul’da asmıştık
Suudi Arabistan Kralı Abdullah’ı Türkiye’ye davet eden hükümet, ona Devlet Şeref Madalyası veriyor. Kral Abdullah ile bizim Cumhurbaşkanı Abdullah Gül arasında özel bir dostluk bulunuyor. Dedeleri; Osmanlı Devleti’ne isyan eden Vehhabi mezhebinden Suudiler, İslam dünyası içinde en gerici kanadın temsilcileri olarak öne çıktılar
AKP Hükümeti, bu sene Devlet Şeref Madalyası’nı Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdülaziz el Suud’a veriyor.
Bunun için Suudi Kral büyük bir tantana ile cuma günü Türkiye’ye geldi. Arap milleti ile Türk milleti arasındaki bağ, iki tarafından da Müslüman olmasından kaynaklanıyor. Gel gör ki Arabistan’a Suud ailesinin egemen olmasından sonra; burası; Türk düşmanlığı ile meşhur oldu. Bu düşmanlığın imalatçısı da ülkemize gelecek olan kralın ataları olmuştur.
VEHHABİ MEZHEBİNDEN Suudi hanedanı, bugün Vehhabi mezhebinin temsilcisi olarak hareket etmektedir. Vehhabilik; Suudi Arabistan’da 1745’te kurulan tutucu bir mezheptir.
Beni Temim kabilesinden şeyh Muhammed bin Abdülvehhab İslam dinini daha şekilci ve katı bir biçimde yorumladı. Ona uyanlar da Vehhabi diye anılmaya başlandılar.
Bunlara göre, hayat, Peygamber döneminde olduğu gibi yürütülmelidir. Namazı terk edenler kafirdir; yani öldürülmeleri gerekir. Peygamber ve evliyadan yardım istemek de Allah’a ortak koşmaktır. Bu yüzden de evliya mezarlarını hatta sahabenin mezarlarını bile yıkmışlardır.
Vehhabiler; türbe yapmayı, mezar ziyaretini, kandil yakmayı ve adak adamayı da yasakladılar. Bunlara göre Vehhabi olmayanların durumu kafirlerin durumu gibidir.
Vehhabi olmayan Müslümanları öldürmek ve mallarını yağmalamak inançlarının gereğidir. Buna inanan Vehhabi militanlar; Suudi Arabistan’daki Sünni mezhepten Müslümanları acımasızca kılıçtan geçirmişler.
KİMDİR BU SUUDİLER? Vehhabilik ile Suudi ailesi arasında doğrudan bir bağ vardır. Vehhabilerin bağlandığı mezhebin yayılmasında bu mezhebe giren Necid’in kuvvetli emirlerinden Deriye Şeyhi Muhammed bin Suud önemli rol oynadı. Muhammed bin Suud ölünce yerine oğlu Abdülaziz geçti. Onun devrinde Vehhabilik bütün Arap yarımadasında kılıç zoruyla yayıldı. Vehhabi terör dalgasında Sünni ulemadan birçok kimse öldürüldü. Muhammed bin Abdülvehhab’ın teşvikiyle Abdülaziz, halifeliğini ilan etti.
Mekke şerifi Galib, kardeşini, Vehhabileri dağıtmakla görevlendirdi; kendisi de Deriye’yi kuşattı, fakat alamadı (1792). Vehhabiler, çok ziyaret edilen Hz. Hüseyin’in kabrini yıkmak amacıyla Kerbela’ya saldırınca İran Şahı Bağdat’a yürüyeceğini bildirdi (1802) ve bu saldırıyı engelledi.
Taif kalesini alan Vehhabiler, bütün Müslüman halkı öldürdüler; dini, tarihi ve edebi eserleri parçaladılar. Kuran’ın delil olarak gösterilmesi üzerine onu bile devre dışı bıraktılar. Din büyüklerinin mezarlarını yıktılar. Abdülaziz’in oğlu Suud, Mekke’ye girerek İslam büyüklerinin mezarlarını yıktırdı. 1803’te Abdülaziz, bir Şii tarafından öldürülünce, yerine oğlu Suud geçti.
“VEHHABİLİK KAFİRLİKTİR” Suud, oğlu Abdullah’ı ordularının kumandanlığına getirdi. Abdullah, Medine’yi kuşattı. Medinelilere Vehhabiyenin esaslarını kabul ederlerse aman vereceğini bildirdi. Suud bin Abdülaziz, kendini Necid hükümdarı ilan etti. Yemen halkından, Vehhabiliği kabul etmelerini istedi; Yemen kadısı bu teklifi reddetti ve Vehhabiliği de kafirlik olarak ilan etti. Suud da buna karşılık, Medine’deki bütün ashap mezarlarını yıktırdı; yalnız Hz. Muhammed’in mezarına dokunmadı.
Osmanlı padişahı 2. Mahmut Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa’ya, Mekke ve Medine’yi ele geçiren ve hac yolunu kapayan Vehhabileri sindirme görevi verdi. YARGILANIP İDAM EDİLDİLER Suud ölünce, yerine oğlu Abdullah bin Suud geçti. Mehmed Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa Medine’ye, oradan Deriye’ye geldi ve kaleyi kuşattı (1816). Deriye alındı (1818). Abdullah esir edildi. Mekke ve Medine’de Vehhabilerin yağmaladığı mallar ele geçirildi. Abdullah, oğulları ve ileri gelen adamlarıyla birlikte İstanbul’a gönderildi.
Suudiler İstanbul’da şeriat mahkemesinde yargılandılar; haklarında idam kararı verildi ve İstanbul’da asıldılar. Bu yüzden Suudi ailesi, Türk düşmanlığını miras olarak aldı; hep yaşattı.
Suudiler; 1. Dünya Savaşı’nda da İngilizlerle işbirliği yapıp Türkleri arkadan vurdular. Osmanlılar Hicaz’dan çekilince Vehhabi Emiri Abdülaziz, Şerif Hüseyin’i ülkeden çıkardı; Mekke, Medine ve Cidde’yi alarak Necid-Hicaz krallığını kurdu (1923).
Bugünkü Suudi Arabistan kralları onun soyundan gelmektedir. Suudilerin Türk düşmanlığının son örneği de Mekke’de Osmanlılardan kalma 300 yıldan fazla tarihi olan Ecyad Kalesi’ni yıktırmaları olmuştur. Kral Abdullah, burada Usame bin Ladin ailesine 31 katlı 11 adet gökdelen inşa ettirdi. Türkiye’nin ve milletinin ebediliği için üstün feragat ve fedakarlık gösterdiği iddia edilerek madalya verilecek olan Suudi kralının çizgisi ve inanışı işte budur.
KÖKTENDİNCİLİĞİN ÜSSÜ Suudi Ailesi, Birleşik Amerika ile sıkı işbirliği içindedir. Bu aile, ABD’nin sosyalist sisteme karşı oluşturduğu Hıristiyan kuşağın İslam halkasını temsil görevini üstlenmiştir. Suudiler bu yüzden diğer İslam ülkelerine Vehhabici anlayışa sahip din adamlarını yollayarak oralarda militan yetiştirmeye büyük önem vermişlerdir.
Afganistan’da Ruslara karşı başlatılan gerilla savaşını da CIA güdümündeki Vehhabiler üstlenmişlerdir. Bugün Türk devletler dünyasına katılan Asya Cumhuriyetlerinde, özellikle Fergana Vadisi’nde, Çeçenya’da Vehhabi militanlar mücadele vermektedirler. Usame bin Ladin; Vehhabi mezhebinin yarattığı bir militandır. Türkiye’de de Vehhabi anlayıştaki hücrelerin oluştuğunu söylemek mümkün hale gelmiştir. Bu durumun kanıtı olarak da 2003 yılında İstanbul’da meydana gelen sinagog ve HSBC binalarının bombalanmasını, İngiliz Konsolosluğu’nun dış duvarının havaya uçurulmasını gösterebiliriz.
Vehhabi militanlar bugün Suudi devletin denetiminden çıkmış gibi gözükseler de Suudi Arabistan yönetimi bu mezhebi ayakta tutabilmek için çok kuvvetli bir kolluk kuvvetini çalıştırmaktadır. Vehhabi Suudiler, İslam dünyası içinde Sünniliğin lideri imiş gibi hareket etmekteler ve Türkleri de Hanefi mezhebinden oldukları için Müslüman saymamaktadırlar.
KABE İŞGAL ALTINDA Vehhabi Suudi ailesi, İslam dünyasının halifesi pozunda kabile hayat tarzını sarayda sürdürmektedir. Bin cariye edinerek kadının köleliğini devam ettiren bu zihniyet; Müslüman geçinmekte kimseye fırsat vermez. Buna karşın; Peygamberimizin doğduğu evin yerini pislik içinde bıraktıktan sonra buraya uyduruk bir kütüphane koyarak ziyaretini de engellediler. Bugün Peygamber’in mezarını ziyaret edip dua okumak da bu Vehhabiler tarafından yasaklanmıştır.
Fakat; Vehhabi Suudiler Kabe’nin çevresini lüks gökdelenlerle doldurarak burasını bir iş merkezine çevirmiş bulunuyorlar. Kral Abdullah; sarayının kapısını Kabe’nin girişine kadar uzattırmış; Kabe’ye de yer altından yol açtırarak kendisi özel olarak buradan ziyarete gitmiştir.
FİKİRLER İSTANBUL’DAN 18. yüzyılın ortalarında Arabistan’da hortlayan Vehhabiliğin bir benzeri onlardan yüz yıl kadar önce İstanbul’da ortaya çıkmıştı. Kadızadeliler veya Fakılar adı verilen bu zümre, hayatın peygamber zamanında olduğu gibi yürütülmesini istiyordu.
Zamanla ortaya çıkan değişim ve gelişimi bidat diye küfür sayan Kadızadeliler diyorlardı ki: Camilerde tek minare olmalı, diğerleri yıkılmalı. Peygamber zamanındaki gibi yemek elle yenilmeli; kaşık kullanılmamalı. Mezar ziyareti yasaklanmalı, tekkeler yıkılmalı... Olgucu bilimler ve matematik medreselerde öğretilmemeli. Ezan, mevlit makamla okunmamalı. Kahve ve tütün yasaklanmalı. Hazreti Hüseyin’i öldüren Yezit’e lanet edilmemeli. Rüşvet yasağı kaldırılmalı. Kadızadeliler işi ileri götürüp ayaklanmaya vardırınca Köprülü Mehmet Paşa bunları ele geçirip İstanbul’dan sürerek fesada son vermişti.
alıntı
Teknolojinin tüm nimetlerinin kullanılarak 400 milyon dolarlık bütçeyle çekilen bilim-kurgu filmi Avatar, yılın son hafta sonunda Kuzey Amerika’da 75 milyon dolarlık gişe hasılatıyla ABD Box-office tarihinde ilke imza atarak bir haftada 275 milyon dolar kazanmasına katkıda bulundu. Gösterime girdiği günden bu yana kırdığı izlenme rekorlarıyla tüm zamanların en çok izlenen filmi Titanic’in rekoruna bir adım daha yaklaşan Avatar’ın yıl sonuna kadar maliyetini çıkarması bekleniyor.
275 milyon dolarlık hasılatın, sinema sektörü tarihinde ulaşılan en yüksek rakam olduğu belirtilirken, Guy Ritchie tarafından yönetilen Sherlock Holmes’un ise 65.4 milyon dolarlık hasılatla ikinci sırayı aldığı belirlendi. Sadece iki filmin ‘hafta sonu gişesi’nin yüzde 53’ünü oluşturduğu ifade edilirken, bundan önceki tek hafta sonunda ulaşılan rekorun ise 260.3 milyon dolarla ‘Batman: The Dark Knight’ filminin gösterime girdiği tarihte yaşandığı hatırlatıldı. 2008 yılında 9.6 milyar dolarla kapanan gişe hasılatının bu yıl 10.5 milyar dolara ulaşması bekleniyor.
Spor Toto Teşkilat Başkanlığınca, ''Sabit İhtimalli Bahis Oyunları
(İddaa) Oyun Planı''nda yapılan değişiklik, Resmi Gazete'de yayımlandı.
Değişiklikle Oyun Planı'nın ikinci maddesi, ''Bir iştirakçinin sabit ihtimalli bahis oyunlarına katılabilmesi için, en az iki kolon oluşturması, oluşturulan kolon ya da kolonların bedelini ödemesi veya isterse bu bedeli misliyle çarpması gerekir'' şeklinde yeniden düzenlendi.
Buna göre, daha önce bir kolon da oynanabilen İddaa oyunu, 1 Ocak 2010 tarihinden itibaren en az iki kolon oynanabilecek.
İştirakçiler, kolon ücreti 1 lira olan İddaa'da, yılbaşından itibaren en az 2 liralık kupon oluşturmak zorunda kalacak.